İşte casus gazeteci-yazarlar


Soner Yalçın üç yıl aradan sonra Sözcü gazetesinde haftalık "Not Defteri"ni yazmaya başladı.
Bugünkü yazısı bikr süredir medyada tartışma konusu olan "casus gazeteciler" ile ilgili.
 Soner Yalçın okuyucusunu pek bilinmeyen basın tarihinin bir sayfasına götürüyor.

İşte ilgili yazısı:
"Taraf gazetesi ve kimi gazeteciler-yazarlar için “siyasi casusluk” iddiasıyla soruşturma başladı. Çok tartışılıyor Çoğunluğu asker, İstanbul’da 56 ve İzmir’de 357 kişi sahte delillerle “casusluktan” yargılanıyor, hiç kimsenin sesi çıkmıyor! Gazeteci-yazardan “casus” olmaz mı? Görülmemiş bir olay mı? Pound, Koestler, Hemingway Eliot, Fleming, Silone, Trevanian vd. “casus” değil miydi? Hangisini yazayım? En iyisi bizden örnek vereyim.
Ül­ke­miz­de ta­rih ya­zı­cı­lı­ğı­mız ko­nu­sun­da kı­sır dön­gü ya­şa­nı­yor; -ma­ale­sef- ta­rih­çi­le­rin ik­ti­sat bil­gi­si za­yıf ve eko­no­mi bi­len­le­rin de ta­rih bil­gi­si ye­ter­siz!
Bu tes­pi­tin “ba­sın­da­ki ca­sus­la­r” ile ne il­gi­li­si var? Çok var.
Ta­ri­hi­miz­den bir ga­ze­te­nin “do­ğuş hi­ka­ye­siy­le­” bu ko­nu­yu ay­dın­lat­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğım. Çün­kü “res­mi ta­ri­h” ger­çek­le­ri yaz­mı­yor.
Ye­rim dar; bu ne­den­le “res­mi ta­ri­-hi­n” il­gi­li ki­şi­ler ve ga­ze­te hak­kın­da ne yaz­dı­ğı­nı bu say­fa­ya ala­ma­ya­ca­ğım. Me­rak­lı­lar her­han­gi ba­sın ta­ri­hi ki­ta­bı­na ba­ka­bi­lir. Ko­mik­tir.
Evet baş­la­ya­bi­li­riz…
Ta­ri­hi­miz­de özel te­şeb­büs ta­ra­fın­dan çı­ka­rı­lan ilk ga­ze­te “Ce­ri­de-i Ha­va­di­s” me­se­le­si­ne ge­le­bi­li­riz…
Ba­sın­da ne tür “ca­sus­luk­la­r” olu­yor gö­re­bi­li­riz…
KİM BU DA­VİD UR­QU­HART
Ce­ri­de-i Ha­va­dis ta­ri­hin­de, “Da­vid Ur­qu­har­t” adı­na hiç rast­la­mı­yor­su­nuz.
Ne ya­zık ki bi­zim ta­ri­hi­miz­de bu önem­li isim hak­kın­da pek bil­gi yok.
Ne­re­de var bi­li­yor mu­su­nuz; Karl Mark­s’­ta var!
Marks, 1853’ten son­ra Os­man­lı üze­ri­ne cid­di ola­rak eğil­me­ye baş­la­dı. (Öy­le ki Os­man­lı­ca öğ­re­ni­yor­du, öm­rü yet­me­di.)
Marks, New York Da­ily Tri­bu­ne ga­ze­te­si­ne on yıl bo­yun­ca Do­ğu So­ru­nu­’y­la il­gi­li yaz­dı. Os­man­lı ule­ma­sı “kur­tu­luş re­çe­te­si­” arar­ken Marks, ka­pi­ta­liz­min Av­ru­pa ha­ri­ta­sı­nı alt üst ede­ce­ği­ni; ve es­ki tip im­pa­ra­tor­luk olan Türk­le­rin, dev­rim­ci ta­vır al­maz­sa/ulus­laş­ma sü­re­ci­ni ta­mam­la­ya­maz­sa ye­ni­lip-par­ça­la­na­rak Ana­do­lu­’ya dö­ne­ce­ği ön­gö­rü­sün­de bu­lun­du.
Hak­lı çı­kan Mark­s’­ın, Os­man­lı­’yı ir­de­le­yen ma­ka­le­le­rin­de ve yaz­dı­ğı “Ka­pi­ta­l”­de Da­vid Ur­qu­hart adı­na rast­lı­yo­ruz.
Marks na­sıl Os­man­lı üze­ri­ne dü­şü­nü­yor ise Da­vid Ur­qu­hart da öy­ley­di!
An­cak iki zıt ku­tup­tu­lar. Bi­ri ka­pi­ta­liz­min el­çi­siy­di.
Pe­ki kim­di Da­vid Ur­qu­hart?
İs­koç­ya­lı. 1805’te doğ­du. (1877’de öl­dü.)
Ba­ba­sı­nın er­ken ölü­mü üze­ri­ne an­ne­si ta­ra­fın­dan İs­viç­re­’ye gö­tü­rül­dü. Ce­nev­re­’de Fran­sız as­ke­ri oku­lun­da ve İn­gil­te­re­’de Wol­wich Kra­li­yet Top­çu Kış­la- sı­’n­da eği­tim gör­dü.
Ox­for­d’­da okur­ken, Av­ru­pa­’da es­ti­ri­len ro­man­tik Yu­nan ayak­lan­ma­sın­dan et­ki­len­di. Ken­di­si gi­bi İs­koç kö­ken­li, şa­ir Ge­or­ge Gor­don Byron gi­bi, Os­man­lı­’ya kar­şı sa­vaş­mak için Yu­na­nis­ta­n’­a git­ti.
Lord Byron sa­va­şa­ma­dan öl­dü. Ur­gu­hart sa­vaş­tı ve ağır ya­ra­lan­dı.
Ye­di­ği mer­mi Os­man­lı­’ya kar­şı olan duy­gu ve dü­şün­ce­le­ri­nin de­ğiş­me­si­ne ne­den ol­du!
Şa­ka bir ya­na, fik­ri­ni de­ğiş­ti­ren Strat­ford Can­ning (1786-1880) ol­du.
S. Can­ning, 1820-1824 ve 1825-1828 ara­sın­da İn­gi­liz­le­rin İs­tan­bul Bü­yü­kel­çi­li­ği’­ni yap­tı. Şim­di par­la­men­to­da gö­rev­liy­di. (1841’de ye­ni­den İs­tan­bul Bü­yü­kel­çi­li­ği gö­re­vi­ne ge­le­cek ve 17 yıl bu gö­rev­de ka­la­cak­tı.)
Can­ning ve Ur­qu­hart, Yu­nan ba­ğım­sız­lı­ğı­nın Or­to­doks Rus­ya­’nın işi­ne ya­ra­ya­ca­ğı­nı ve bu­nun İn­gi­liz eko­no­mi­si­nin çı­kar­la­rı­nı teh­dit ede­ce­ği­ni dü­şün­dü­ler.
Rus­ya Ça­rı I. Ni­ko­las, “has­ta ada­m” de­di­ği Os­man­lı top­rak­la­rı­nı ele ge­çi­rir­se bu İn­gi­liz çı­kar­la­rı­nın ta­ma­men yok ola­ca­ğı an­la­mı­na ge­li­yor­du. Os­man­lı, ide­al bir pa­zar­dı ve göz­den çı­ka­rı­la­maz­dı.
Ne ya­pıl­ma­lıy­dı?
Da­vid Ur­qu­hart İs­tan­bu­l’­a gel­di…
KA­NU­Nİ CA­SUS
İn­gi­liz Bü­yü­kel­çi­si John Pon­sonby (1770-1855) İs­tan­bu­l’­da gö­re­ve he­nüz baş­la­mış­tı. He­men ar­ka­sın­dan gön­de­ri­len ye­ni “ti­ca­ret ata­şe­si­” Ur­qu­har­t’tan ra­hat­sız ol­du. Ur­qu­har­t’­ın ge­tir­di­ği Strat­ford Can­ning se­la­mı­nı so­ğuk kar­şı­la­dı. Çün­kü am­ca­sı; İn­gi­liz­le­rin ef­sa­ne­vi dip­lo­ma­tı ve Baş­ba­ka­nı Ge­or­ge Can­ning (1770-1827) ile pek ge­çi­ne­mez­ler­di; bir­bir­le­ri­ni sev­mez­ler­di. (Bu çe­kiş­me hep sür­dü ve Ur­qu­har­t’­ın, el­çi Pon­sonb­y’­un Os­man­lı­’da­ki fa­ali­yet­le­ri­ni eleş­tir­me­si­ni ki­mi­le­ri “Türk dost­lu­ğuy­la­” açık­la­dı!)
Fa­kat şim­di önem­li olan İn­gi­liz ti­ca­ret çı­kar­la­rıy­dı. Os­man­lı ka­pa­lı pi­ya­sa­sı İn­gi­liz mal­la­rı­na sı­nır­sız şe­kil­de açıl­ma­lıy­dı.
El­çi Pon­sonby, “ka­nu­ni ca­su­su­n” her tür­lü fa­ali­ye­ti için eko­no­mik kat­kı­lar­da bu­lu­na­ca­ğı­nı söy­le­di. (Ata­şe­le­rin gö­rev­li bu­lun­duk­la­rı ya­ban­cı dev­le­tin du­ru­mu­nu ra­por et­me­si­ne ve fa­ali­yet­te bu­lun­ma­sı­na “ka­nu­ni ca­sus­lu­k” de­ni­yor.)
Ur­qu­har­t’­ı, ön­ce­lik­le Sul­tan II. Mah­mu­t’­u et­ki­le­yen İs­tan­bu­l’­da­ki önem­li isim­ler­le ta­nış­tı­ra­cak­tı. Bun­lar­dan bi­ri ga­ze­te­ciy­di…
“B­LAK BE­Y”
Ale­xan­dre Blac­qu­e (1792-1836) Os­man­lı­’ya ge­lin­ce nam-ı di­ğer “B­lak Be­y” ol­du.
Pa­ri­s’­te hu­kuk öğ­re­ni­mi gör­müş­tü; 1820’de İz­mi­r’­e yer­leş­miş, hem avu­kat­lık hem de ti­ca­ret ya­pı­yor­du.
Fa­kat -Ur­qu­hart gi­bi- ka­de­ri­ni Yu­nan is­ya­nı de­ğiş­tir­di; bu ül­ke­ye yap­tı­ğı ti­ca­ri fa­ali­yet­le­ri bal­ta­la­nın­ca ga­ze­te­ci­li­ğe yö­nel­di. “Le Spec­ta­te­ur Ori­en­ta­l” ve “Le Co­ur­ri­er de Smyrne­” ad­lı ya­yın or­gan­la­rın­da Av­ru­pa­lı tüc­car­la­rın söz­cü­lü­ğü­nü yap­tı. Fran­sız ko­lo­ni­si­nin tem­sil­ci­si seçildi.
Bu ara­da…
1831’de İs­tan­bu­l’­da, Os­man­lı Dev­le-ti’­nin ilk res­mi ga­ze­te­si Tak­vim-i Ve­ka­yi­’nin çı­ka­rıl­ma ha­zır­lık­la­rı baş­la­dı. Blak Be­y’­den akıl alın­dı.
II. Mah­mut, ta­nış­tı­ğı Blak Be­y’­den et­ki­len­di; onun Av­ru­pa­lı­lar­la iliş­ki­sin­den ya­rar­lan­mak için Tak­vim-i Ve­ka­yi­’nin ay­rı­ca Fran­sız­ca da ya­yın­lan­ma­sı­nı is­te­di.
“Mo­ni­te­ur Ot­to­ma­n” böy­le doğ­du ve ba­şı­na da Blak Bey ge­ti­ril­di. (Oğ­lu Edou­ard Blac­qu­e, 1867’de ilk kez açı­lan Was­hing­to­n’­un Os­man­lı El­çi­si ola­cak­tı.)
Da­vid Ur­qu­hart, Blak Bey ile ta­nış­tı. Kay­naş­tı­lar. Amaç­la­rı ay­nıy­dı. Ur­qu­hart, “Mo­ni­te­ur Ot­to­ma­n” da, eko­no­mi dü­şü­nü­rü-ya­za­rı ol­ma­dı­ğı hal­de ik­ti­sat ya­zı­la­rı ka­le­me al­ma­ya baş­la­dı.
Bu­gün bu ma­ka­le­le­re bak­tı­ğı­nız­da ne ka­dar il­kel ol­du­ğu­nu gö­rür­sü­nüz ama o ta­rih­te Os­man­lı Sa­ra­yı bu ik­ti­sat ya­za­rı­nı pek be­ğen­di! Yet­mez­miş gi­bi, II. Mah­mut da ön­ce ya­zı­la­rı­nı oku­yup son­ra ta­nış­tı­ğı bu “e­ko­no­mik be­yin­de­n” et­ki­len­di.
Os­man­lı Sa­ra­yı ol­ta­ya ge­li­yor­du. Ur­qu­hart ma­ka­ley­le ye­ti­nir mi; 1833’te Os­man­lı Dev­le­ti­’nin eko­no­mik ya­pı­sı­nı in­ce­le­di­ği, “Tür­ki­ye ve Kay­nak­la­rı­” ki­ta­bı­nı ya­yın­la­dı. Ba­zı say­fa­lar Türk­çe­’ye çev­ri­le­rek II. Mah­mu­t’­a su­nul­du.
Os­man­lı dü­şün­ce ha­ya­tı böy­le oluş­tu­rul­ma­ya baş­lan­dı. Ül­ke bu eko­no­mik mo­del­le kur­tu­lur­du! Pe­ki ney­di gök­le­re çı­ka­rı­lan ye­ni eko­no­mik sis­tem?..
“İS­LAM SO­SU­” OL­MAZ­SA OL­MAZ
Ur­qu­hart, Mo­ni­te­ur Ot­to­ma­n’­da­ki ya­zı­la­rı­nın özü şuy­du:
Os­man­lı Dev­le­ti es­ki eko­no­mi ve ma­li­ye uy­gu­la­ma­la­rı ta­ri­hin çöp se­pe­ti­ne at­ma­lıy­dı; özel­lik­le ti­ca­ret te­kel­le­ri­ni ve iç güm­rük­le­ri kal­dır­ma­lı; bu­na kar­şı­lık dış ti­ca­re­ti he­men ser­best bı­rak­ma­lı ve ta­bi­i güm­rük­le­ri çok dü­şük tut­ma­lıy­dı.
Ya­ni Os­man­lı, pa­za­rı­nı ka­yıt­sız şart­sız aç­ma­lıy­dı. Os­man­lı Ha­zi­ne­si an­cak bu şart­lar­da dış borç bu­la­bi­lir­di!
Ay­rı­ca ye­ni eko­no­mik sis­tem ka­bul edi­lir­se, güç­le­nen ti­ca­ret iliş­ki­le­ri sa­ye­sin­de İn­gil­te­re; Rus­ya ve Ka­va­la­lı Meh­met Ali Pa­şa kar­şı­sın­da güç­süz du­ru­ma dü­şen Os­man­lı­’ya yar­dım eder­di!
Da­vid Ur­qu­hart, salt eko­no­mi ya­zı­la­rıy­la et­ki­li ola­ma­ya­ca­ğı­nı bi­li­yor­du. İs­la­mi­ye­t’­i yü­cel­ten ma­ka­le­ler de yaz­ma­ya baş­la­dı. Ör­ne­ğin, 1833’te “İs­lam As a Po­li­ti­cal Syste­m” baş­lık­lı ma­ka­le­sin­de, Hı­ris­ti­yan­lı­ğın sa­de­ce ru­ha­ni ol­du­ğu­nu, dün­ya iş­le­riy­le il­gi­si bu­lun­ma­dı­ğı­nı ve fa­kat “İs­la­m’­ın hem ru­ha­ni hem cis­ma­ni ol­du­ğu­nu, ahi­ret ha­ya­tı ile be­ra­ber ay­nı za­man­da in­san­la­rın dün­ye­vi ha­ya­tı­nı da her ka­de­me­de dü­zen­le­yen bir si­ya­si sis­te­me sa­hi­p” ol­du­ğu­nu yaz­dı.
Bu tür öv­gü ya­zı­la­rı Müs­lü­man­la­r’­ı mest et­me­ye yet­ti. He­le Ur­qu­har­t’­ın Rus­ya düş­man­lı­ğı İs­tan­bu­l’­da her­ke­sin gön­lü­ne taht kur­du. (İn­gi­liz­le­r’­in dö­ne­min “Ye­şil Ku­şak Pro­je­si­” olan Çer­kes­le­r’­i Rus­ya­’ya kar­şı kul­lan­ma stra­te­ji­si­ni uy­gu­la­yan­lar­dan bi­ri de Ur­qu­hart idi. Çer­kes Bay­ra­ğı’­nı bi­le Ur­qu­hart ta­sar­la­dı. Türk Bay­ra­ğı’­nın ren­gi ile yıl­dız ve ay’­ın Bi­zans amb­lem­le­ri ol­du­ğu­nu ya­zan da Ur­qu­hart ol­du! 1844’te çal­mış­tık!)
Marks, Os­man­lı­’yı se­kü­ler bir re­for­mun kur­ta­ra­ca­ğı­nı ya­zar­ken Ur­qu­hart “a­man la­ik­lik­ten uzak du­ru­n” di­yor­du!
En­gels, Mark­s’­a yaz­dı­ğı mek­tup­ta “Türk dos­tu­” ge­çi­nen Ur­qu­har­t’­ı “bu­da­la, adi, ge­ve­ze­” ola­rak ni­te­len­dir­di. İn­gil­te­re­’nin Os­man­lı­’nın ima­lat­çı­sı ha­li­ne ge­ti­ri­le­rek sö­mü­rü­le­ce­ği­ni ön­gö­rü­yor­lar­dı. Ve ol­du.
Os­man­lı, İn­gil­te­re ile 1838’de Ti­ca­ret Ant­laş­ma­sı­’na im­za koy­du.
45 yıl son­ra bu ant­laş­ma­nın so­nuç­la­rı­nı va­ka­nü­vis Ah­met Lüt­fi Efen­di şöy­le ya­za­cak­tı:
“Ol mu­ahe­de (1838 Ti­ca­ret Ant­laş­ma­sı) ile yed-i va­hid (te­kel) usu­lü kalk­tı ise de ye­ri­ne ec­ne­bi in­hi­sa­rı (ya­ban­cı te­ke­li) gel­di ki. Me­ma­lik-i Mah­ru­sa­’da (Os­man­lı Dev­le­ti­’n­de) hur­de­fu­ruş­lu­ğa (en kü­çük ti­ca­re­te) ka­dar ec­ne­bi­ler iş­ti­rak ey­le­di. Sa­na­yi­i da­hi­li­ye bü­tün bü­tün mahv-ü mu­at­tal ol­du (çök­tü) ve em­ti­ayı ef­ren­ci­ye (ya­ban­cı mal­lar) re­vaç bu­la­rak nü­kud-u mev­cu­du­muz (mev­cut pa­ra­mız) Av­ru­pa­’ya çe­ki­lip git­me­ye baş­la­dı.” (Ta­rih-i Dev­let-i Ali­ye-i Os­ma­ni­ye, c:5 s: 112)
1838’de­ki ti­ca­ret ant­laş­ma­sı­na gi­den sü­reç­te ba­sın önem­li bir “ro­l” üst­len­di. İm­za­lar atı­lın­ca “gö­re­vi­” bit­me­di. İn­gi­liz­le­rle, sa­ra­yı ve ka­mu­oyu­nu et­ki­le­me­ye de­vam ede­cek­ti. Fa­kat Fran­sız­lar­la çı­kar çe­liş­me­le­ri ga­ze­te­ye de yan­sı­dı. İn­gi­liz­le­rin ye­ni ga­ze­te­ye ih­ti­yaç­la­rı ol­du. Ce­ri­de-i Ha­va­dis bu amaç­la ha­ya­ta ge­çi­ril­di.
DÖNEMİN “TARAF” GAZETESİ


Adı; Wil­li­am N. Churc­hill (1796-1846).
Lon­dra do­ğum­lu. Yo­lu İz­mi­r’­e son­ra İs­tan­bu­l’­a dü­şen­ler­den. Fran­sız Le­van­ten ai­le­nin kı­zı Be­at­ri­ce Bel­hom­me ile ev­len­di.
1780’de ya­yın ha­ya­tı­na baş­la­yan İn­gi­liz “Mor­ning He­ral­d” ga­ze­te­si­nin Tür­ki­ye tem­sil­ci­siy­di.
1836’da bir gün…
Ka­dı­kö­y’­de av­la­nır­ken yan­lış­lık­la Def­ter­dar ka­tip­le­rin­den Ne­ca­ti Efen­di­’nin oğ­lu­nu ya­ra­la­dı. Ya­ka­la­nıp Üs­kü­dar Mu­ha­fız­lı­ğı­’na gö­tü­rül­dü. Tu­tuk­lan­dı.
İn­gi­liz Bü­yü­kel­çi­si John Pon­sonby ola­ya çok tep­ki gös­ter­di ve he­men el koy­du; “bir İn­gi­liz ga­ze­te­ci na­sıl tu­tuk­la­na­bi­lir­di?” O gün­ler ar­tık İn­gi­liz-Fran­sız el­çi­le­ri­nin Os­man­lı yö­ne­ti­min­de ağır­lık­la­rı­nı koy­du­ğu dö­nem­di.
Churc­hill ser­best bı­ra­kıl­mak­la ka­lın­ma­dı, he­di­ye­le­re bo­ğul­du.
Ve asıl bom­ba pat­la­dı; 11 Mart 1836’ta da­ha ye­ni ku­ru­lan Umur-ı Ha­ri­ci­ye Ne­za­re­ti (Dı­şiş­le­ri) ba­şı­na ge­ti­ri­len Akif Pa­şa bu olay ne­de­niy­le gö­rev­den alın­dı.
İyi de Akif Pa­şa­’nın bu olay­la ne il­gi­si ola­bi­lir­di? Eğer bi­ri gö­rev­den alı­na­cak ise Umur-ı Mül­ki­ye Ne­za­re­ti (İçiş­le­ri) kol­tu­ğun­da otu­ran Per­tev Pa­şa alın­ma­lıy­dı.
Ha­yır, İn­gi­liz­ler Akif Pa­şa­’nın kel­le­si­ni is­te­miş­ler­di. Ni­ye?
Akif Pa­şa bu ola­yın per­de ar­ka­sı­nı ye­di yıl son­ra ya­yın­la­na­cak “Tab­sı­ra­” ad­lı ya­pı­tın­da açık­la­dı. Dö­ne­min­de beş bas­kı ya­pan ki­ta­bın­da, Per­tev Pa­şa­’yı İn­gi­liz si­ya­se­ti­nin sa­vu­nu­cu­su ola­rak gös­te­rir­ken ken­di­si­ni dı­şa ba­ğım­lı si­ya­se­tin kar­şı­sın­da ko­num­lan­dı­rı­yor­du.
Os­man­lı Dev­le­ti­’nin dış borç­lan­ma­sıy­la il­gi­li ken­di­si­nin gö­rev­len­di­ril­di­ği­nin söy­le­yen Da­vid Ur­qu­hart da, sık gö­rüş­tü­ğü Akif Pa­şa­’yı doğ­ru­lu­yor:
“Os­man­lı Dev­le­ti­’nin (Rus­ya­’ya) bü­yük bir taz­mi­nat öde­mek zo­run­da kal­dı­ğı­nı ve ken­di­le­ri­ne dış borç ver­mek is­te­di­ği­mi­zi söy­le­dim. Akif Pa­şa, ‘Ben, böy­le ta­ri­hi ve mil­li bir fe­la­ket kar­şı­sın­da, si­zin uzat­tı­ğı­nız bor­cu al­ma­ya­ca­ğım. Ben, hal­kı­ma mü­ra­ca­at ede­ce­ğim, hal­kım­dan fe­da­kar­lık is­te­ye­ce­ğim; ama si­ze borç­lan­ma­ya­ca­ğım. Ben, hal­kı­mın etiy­le, di­şiy­le, tır­na­ğıy­la ka­zan­dı­ğı pa­ra­la­rı si­ze fa­iz ola­rak öde­ye­me­m’ de­di ve ke­sin bir dil­le red­det­ti.”
An­la­şı­lı­yor ki; Akif Pa­şa bir ba­ha­ney­le kol­tu­ğun­dan edil­miş­ti.
Bir ara Da­hi­li­ye Na­zır­lı­ğı­’na ge­ti­ril­se de, İn­gi­liz lo­bi­si so­nu­cu yi­ne he­men gö­re­vin­den alın­dı; Ko­ca­eli’­ne ar­dın­dan da Edir­ne­’ye sü­rül­dü. Ba­bı­ali’­de ar­tık “mil­li dev­let ada­mı­” dö­ne­mi ka­pa­nı­yor­du.
Mey­dan Wil­li­am N. Churc­hill gi­bi mü­te­şeb­bis­le­re kal­dı…
Churc­hill ga­ze­te pat­ro­nu ol­mak için kol­la­rı sı­va­dı. Bi­li­yor­du ki, “ih­ti­ya­ç” var­dı! Os­man­lı dü­şün­ce ha­ya­tın­da iki gö­rüş çar­pı­yor­du; “hi­ma­ye usu­lü­” mü; “ser­bes­ti usu­lü­” mü?
Ser­best pi­ya­sa­yı sa­vu­nan Ce­ri­de-i Ha­va­dis, 3 Tem­muz 1840’ta doğ­du.
Ce­ri­de-i Ha­va­di­s’­in sü­rek­li yaz­dı­ğı eko­no­mi­de­ki ye­ni dü­şün ve fi­kir­ler; sa­de­ce sö­mü­rü­le­cek pa­zar ya­rat­mak için­di. Bu sö­mü­rü pa­za­rı ken­di­le­ri­ne ga­ze­te­ci- ya­zar di­yen ca­sus­lar ara­cı­lı­ğıy­la oluş­tu­rul­du ve yı­kım son­ra gel­di.
Son bir söz et­me­li­yim:
Bi­zim ta­ri­hi­mizde ki­mi ca­sus­lar­dan hep “Türk dos­tu­” di­ye bah­se­di­lir. Böy­le ya­zan­lar­dan bi­ri de AK­P’­li Hü­se­yin Çe­lik.
“İn­gi­liz Dış İş­ler Ko­mi­te­le­ri­” ad­lı ki­ta­bın­da, Da­vid Ur­qu­har­t’­a ve onun kur­du­ğu Fo- ­re­ign Af­fa­irs Com­mit­te­e’ye öv­gü­ler diz­di. Os­man­lı yan­lı­sı ol­du­ğu­nu yaz­dı. Ya­kı­şır.
Oy­sa o dö­nem­de; Nak­şi­ben­di Gü­müş­ha­ne­vi Der­ga­hı­’nın ku­ru­cu­su Ah­med Zi­ya­ed­din Efen­di­, Os­man­lı pa­za­rı­nın ya­ban­cı ser­ma­ye eli­ne ge­çi­şi­ni en­gel­le­mek ve kü­çük Müs­lü­man iş­let­me­le­ri ko­ru­mak için yar­dım san­dık­la­rı kur­du.
AKP, ca­sus Ur­qu­har­t’­ın aç­tı­ğı yol­da yü­rü­me­yi sür­dü­rü­yor."


,

0 comments

Write Down Your Responses

About Me

Powered by Blogger.